
Kendimde resmi tatil ilan ettiğim 16 kasım gününün sabahında saat 07:00 de telefonun alarmı çalmaya başladı. Tatil gününde sabahın yedisinde kalkmak akıllı adamın yapacağı iş değildi.Gitsemmi, yatsammı diye saati biraz daha ileri al kalkarsın diyordum kendi kendime.Biryanım yat uyu ne işin var bu soğukta dışarda diyordu... bir yanım fotoğraf çekilecek çok güzel bir gün diyordu. Akıllı olsaydım fotoğrafçı olmazdım dedim ve yorganın içinden çıkıp çıkmama kararsızğı içinde hemen kalktım ve 25 dk. sonra kalkacak trene yetişmek için alel acele hazırlanmaya başladım.. Gar'a vardığımda saat 7:35 idi hemen hiç tanımadığım ama günün tamamını geçireceğim Tarık abiyi arama başladım.
- Abi gar'dayım sen nerdesin ?
-1. peron a gel ben tren'deyim
-Tamam abi
-!
5 dk. sonra.
-Abi trendeyim sen nerdesin ?
- Lokomotifin önündeyim oraya gel
- Abi bu trenin önü neresi ya kıçıda aynı başıda
-Sen mersin tarafına gel ben seni görürüm
-Geliyorum abi...
-!
Kıç kadar alanda 10 dk süren buluşma faslından sonra güne trenin kumanda panelinde kahve içerek başlamak güzel oldu. Uyku sersemliğini üzerimden attıktan sonra yenicede indik.
İstasyonda gideceğimiz olan treni beklemeye başladık.
Çok geçmeden tren ufukta belirdi ve ikinci yolculuğumuz başlada. Trende olan Emre ve Gökhan diye iki arkadaşımızla daha tanıştıktan sonra güzel bir fotoğraf muhabbeti yaptık. Sohbeti fazla uzatmadık hepimizin o gün orda bulunma nedeni olan fotoğrafı icraate yansıtmak için sarıldık makinalara ve trenin kapılarından birini açarak fotoğraf çekmeye başladık. Adana pozantı arasında fotoğrafçı çekilebilecek çok yer olduğunuda belirteyim burda. özellikle tüneller fotoğraflar için çok iyi malzeme.
Hacıkırı diye bilinen ve adananın sınır köyü sayılacak yere vardıktan sonra günün en yorucu zamanları başladı. Köy ahalisinin bizleri çok sıcak karşılamasıda şaşırttı beni ayrıca. Şehrin pisliğinden bunalmış insanların bu samimiyete şaşırmasıda normaldi. Köy kahvesinde çaylarımızı yudumladıktan sonra biraz erzak alıp köy kahvecisinden ve muhtarından aldığımız bilgilerle dağlara doğru tırmanmaya başladık.
Tırmandıkça bizimle beraber ilerleyen dağlara söve saya sonunda zirveye vardık. Yolda bize gider yapan iki tane kangal köpeğinden kaçarak çıktığımız bir dağda köy ve eski vandahar köprüsünün ayaklarımız altında olduğunu görünce. Köpeklere az öne ettiğimiz küfürleri geri alıp iyi olmuş demeye başladık. 7/8 saatimizi geçirdiğimiz tepede 300 den fazla kare ile aşşağıya indik. Tabi bu arada aldığımız erzak olan sucuğun pişirilme faslıda yapılması kadar olay oldu.
ince uzun tahtadan yaptığımız şişle pişirmeye çalıştığımız sucukları yarısı çiğ yarısı pişmiş yedikten ve yarısınıda pişirirken mundar ettikten sonra birdahaki sefere daha hazırlıklı gelmemiz gerektiğini anladık. Adanalığımızı birdahaki gezide sanırım kebab pişirerek bu kara lekeden kurtaracağız..
Köy kahvesinde yaşlı amcalarımızla sohbet ederek trenin gelmesini beklemeye başladık. Hayatım boyunca Bukadar sıcak karşılandığım biryer olmamıştı. Emeklilik yaşantısını bu köyde geçirmeye karar verdim o sıcaklığı gördükten sonra..
Yaklaşık 400 fotoğraf ve 3 yeni iyi arkadaş edindikten sonra günün sonu gelmişti.
yırtılan pantolon ve perte bağlayan ayakkabıda cabası olmuştu..
Gelecek hafta tekrardan görüşmek üzere sözleştikten sonra hepimiz evlerimizin yolunu tuttuk.
Bu arada es geçmişim yani tanıştığım dediğim arkadaşlardan gökhanla çocuklar arkadaşı olduğumuzu öğrendik. Hayatın garipliği bizi bir fotoğraf gezisinde hiç bilmediğimiz bir köyde karşılaştırmıştı..
Eve vardığımda saat 9:30 du ve ayakta duracak ne mecal ne derman kalmıştı duş ve yemek faslından sonra kafayı vurduğum gibi rüyalar alemine dalmam bir oldu..
Bir 16 kasımda böyle bitmiş oldu..
Bugüne kadar yazdığım en sıkıcı ve ne olduğu belli olan yazı için hepinizden tek tek özür dilerim..
saygı, sevgi, hörmet