17 Ocak 2009 Cumartesi

Kendimi ifade edemiyorum


ne söylemek mümkün
ne anlatabilmek
ifade edemiyorum kendimi.
ben miyim bedenime şair,
ruhuma savaş veren.
ben miyim vurdumduymaz,
ben miyim yalancı olan.
ne söylemek mümkün,
ne anlatabilmek.
ifade edemiyorum kendimi.
boşunamı donmuş göz yaşlarım,
anlamsızmıymış yakarışlarım.
ben miyim sahtekarlaşan
ne söylemek mümkün,
ne anlatabilmek.
ifade edemiyorum kendimi.
ben miyim yalnız kalan,
karanlıktan korkan,
umudun bittiği yerde olan...
ne söylemek mümkün,
ne anlatabilmek.
ifade edemiyorum kendimi.

17 Kasım 2008 Pazartesi

Kim Kime, Dum Duma

Kendimde resmi tatil ilan ettiğim 16 kasım gününün sabahında saat 07:00 de telefonun alarmı çalmaya başladı. Tatil gününde sabahın yedisinde kalkmak akıllı adamın yapacağı iş değildi.Gitsemmi, yatsammı diye saati biraz daha ileri al kalkarsın diyordum kendi kendime.Biryanım yat uyu ne işin var bu soğukta dışarda diyordu... bir yanım fotoğraf çekilecek çok güzel bir gün diyordu. Akıllı olsaydım fotoğrafçı olmazdım dedim ve yorganın içinden çıkıp çıkmama kararsızğı içinde hemen kalktım ve 25 dk. sonra kalkacak trene yetişmek için alel acele hazırlanmaya başladım.. Gar'a vardığımda saat 7:35 idi hemen hiç tanımadığım ama günün tamamını geçireceğim Tarık abiyi arama başladım.
- Abi gar'dayım sen nerdesin ?
-1. peron a gel ben tren'deyim
-Tamam abi
-!
5 dk. sonra.
-Abi trendeyim sen nerdesin ?
- Lokomotifin önündeyim oraya gel
- Abi bu trenin önü neresi ya kıçıda aynı başıda
-Sen mersin tarafına gel ben seni görürüm
-Geliyorum abi...
-!

Kıç kadar alanda 10 dk süren buluşma faslından sonra güne trenin kumanda panelinde kahve içerek başlamak güzel oldu. Uyku sersemliğini üzerimden attıktan sonra yenicede indik.
İstasyonda gideceğimiz olan treni beklemeye başladık.
Çok geçmeden tren ufukta belirdi ve ikinci yolculuğumuz başlada. Trende olan Emre ve Gökhan diye iki arkadaşımızla daha tanıştıktan sonra güzel bir fotoğraf muhabbeti yaptık. Sohbeti fazla uzatmadık hepimizin o gün orda bulunma nedeni olan fotoğrafı icraate yansıtmak için sarıldık makinalara ve trenin kapılarından birini açarak fotoğraf çekmeye başladık. Adana pozantı arasında fotoğrafçı çekilebilecek çok yer olduğunuda belirteyim burda. özellikle tüneller fotoğraflar için çok iyi malzeme.
Hacıkırı diye bilinen ve adananın sınır köyü sayılacak yere vardıktan sonra günün en yorucu zamanları başladı. Köy ahalisinin bizleri çok sıcak karşılamasıda şaşırttı beni ayrıca. Şehrin pisliğinden bunalmış insanların bu samimiyete şaşırmasıda normaldi. Köy kahvesinde çaylarımızı yudumladıktan sonra biraz erzak alıp köy kahvecisinden ve muhtarından aldığımız bilgilerle dağlara doğru tırmanmaya başladık.
Tırmandıkça bizimle beraber ilerleyen dağlara söve saya sonunda zirveye vardık. Yolda bize gider yapan iki tane kangal köpeğinden kaçarak çıktığımız bir dağda köy ve eski vandahar köprüsünün ayaklarımız altında olduğunu görünce. Köpeklere az öne ettiğimiz küfürleri geri alıp iyi olmuş demeye başladık. 7/8 saatimizi geçirdiğimiz tepede 300 den fazla kare ile aşşağıya indik. Tabi bu arada aldığımız erzak olan sucuğun pişirilme faslıda yapılması kadar olay oldu.
ince uzun tahtadan yaptığımız şişle pişirmeye çalıştığımız sucukları yarısı çiğ yarısı pişmiş yedikten ve yarısınıda pişirirken mundar ettikten sonra birdahaki sefere daha hazırlıklı gelmemiz gerektiğini anladık. Adanalığımızı birdahaki gezide sanırım kebab pişirerek bu kara lekeden kurtaracağız..
Köy kahvesinde yaşlı amcalarımızla sohbet ederek trenin gelmesini beklemeye başladık. Hayatım boyunca Bukadar sıcak karşılandığım biryer olmamıştı. Emeklilik yaşantısını bu köyde geçirmeye karar verdim o sıcaklığı gördükten sonra..
Yaklaşık 400 fotoğraf ve 3 yeni iyi arkadaş edindikten sonra günün sonu gelmişti.
yırtılan pantolon ve perte bağlayan ayakkabıda cabası olmuştu..
Gelecek hafta tekrardan görüşmek üzere sözleştikten sonra hepimiz evlerimizin yolunu tuttuk.
Bu arada es geçmişim yani tanıştığım dediğim arkadaşlardan gökhanla çocuklar arkadaşı olduğumuzu öğrendik. Hayatın garipliği bizi bir fotoğraf gezisinde hiç bilmediğimiz bir köyde karşılaştırmıştı..
Eve vardığımda saat 9:30 du ve ayakta duracak ne mecal ne derman kalmıştı duş ve yemek faslından sonra kafayı vurduğum gibi rüyalar alemine dalmam bir oldu..
Bir 16 kasımda böyle bitmiş oldu..

Bugüne kadar yazdığım en sıkıcı ve ne olduğu belli olan yazı için hepinizden tek tek özür dilerim..
saygı, sevgi, hörmet

16 Kasım 2008 Pazar

Şeytanla müqavilə...

... imzalamaq istəyirəm!
Nerdeesin leeeyn?!

14 Kasım 2008 Cuma

16 Kasım Resmi Tatil İlan Edilsin

Yazdım sildim, yazdım sildim...
Ne yazsam eksik kaldı.

Her hikayenin bir sonu vardır. Ama genelde iyi biter geneli geçtim herzaman iyi biter hikayeler. iyiler kazanır, kötüler kaybeder, Ayrılanlar kavuşur, sevenler barışır vs. vs. diye uzayıp gider. Ama hep iyi biterdi hikayeler. Etrafıma bakıyorumda hayatlarında hikayeleri hep kötü bitmiş insanlarla dolu. Gerçekte iyi biten bir hikaye yok aslında. Varsada ben görmedim daha. Uyutulmuş ve iyi bitmeye endeksli hikayelerde aranılmış heralde bu gerçek olan hikayede. Böyle kötü bitmemeliydi denmiş elbet sonunun iyi olacağı sanılmış bir hikaye.. Hikayesi olan insanlar arasında kötü tarafındanda olsa yer edinmekte güzel. Çünki bu hayatta iki çeşit insan olduğuna inandım bir saatten sonra. Hikayesi olanlar ve başkasının hikayesiyle yaşayanlar. Eğer gerçekten samimi şekilde kalbini açabiliyorsan senide derinden yaralıyacak bir hikayen olacaktır. Bilmem belkide olmuştur... Senin hikayenin duygusunda şekillendi belkide benim hikayemde.. Benimki biraz uzun oldu sadece.. Okunmaya kalksa yarısında sıkılınıp bıraklır gibi geliyor bana.. İlk günden son güne kadar kötü yazılmış bir hikaye nede olsa.. Ne başı nede sonu aynı olan bir hikaye.
İlk gün neyse son gün kulakların çınlamasına neden olan sözcüğü duyduğum andaki acıda aynıydı..
16 kasım geldi çattı. Önemini kişiye mahsus olan bir tarih elden gelse resmi bayramlar arasında yer edinecek bir tarih yapılabilir.. Bu kadar sevilen tarih hüznün tarihi olacak geçtikten sonra.boğazımda yutkunamadığım bir düğüm olarak kalacak bir hüzün çeşididir.

happy birthday to you

19 Ekim 2008 Pazar

Kuşlu kubbe


Geçen hafta sonu yani 12.10.2008 günü fotoğraf çekmek için dışarı ya çıkmaya karar vermiştim. Yanıma kardeşim doğuhanıda aldım ve pazarın öğleninde kendimizi vurduk yollara. Asıl olarak kafamda düşündüğüm bir yer yoktu çıkarken. Tek amaç fotoğraf çekmekti ve işimize şansa bırakmıştık. İlk etap olarak klasik bir giriş yaptık ve merkez park ve merkez cami civarında fotoğraf çekmeye başladık. Aslında son zamanlarda benim için klasik başlama noktasi haline geldi bu yerler. Tıpkı bir maçın başlaması için santraya gitmek zorunda olmak gibi. Daha önceki çekim yaptığım açılardan farklı şekillerde çekim yapmaya çalıştıysakta adana sıcağı altında yeterince verimli olamadık bu konuda. Fazla uzatmadan kendimizi tarihi yapıların olduğu tepebağ mevkisine ve eski adana diye tabir edilen yere attık. Tarihi mekanları fotoğraflamaktan çok zevk almışımdır herzaman. Okul yıllarında bile en iyi dersim hep tarihte olmuştur. Garip ama dün ne yediğini bile hatırlamayacak kadar aciz olan ben tarihi vakalara karşı olan hassasiyetim üst düzeydedir. Tarihe olan ilgim fotoğraftada kendini belli ediyor ve çoğu fotoğraf çekmeye gittiğim yerde öncelik olarak tarihi yerlerine önem vermeye özen göstermişimdir. Tarih değilmiki zaten bizi geleceğe bağlayan, kim olduğumuzu hatırlatan...
Konunun başlığından ve girişteki fotoğraftan anlaşılacağı üzere bir kuş cenahına yani güvercinlere yönelik bir yazı olacağı düşüncesi vardı sanırım.
Güvercinler anlam olarak özgürlüğü ve barışı ifade ediyor olsada birçok güzel ruh hali yansıtabiliyorlar insana. Güvercinler genelde masum ve sessiz hayvanlardır. Bu özellikleride bence sevilmelerine neden olan en büyük yanlarıdır. Bazende güvercinler aşk'ın simgesi olarak kullanılırlar. Cetrefilli bir duruma kayıyor gibiyim kessem iyi olacak. Bugün sana dair birşeyler yazmak istemiyorum..
Fotoğrafı çektiğim yer adana ulu cami dir. Bilmeyenler için ufak bir bilgi mayetinde olsun ulu cami adananın en eski mimari yapılarından biridir. Ramazanoğlu beyliği tarafından inşaa ettirilen cami günümüzde hala kullanılmakta ve son yapılan düzenlemelerden sonra çok güzel bir görünüme sahip olmuş durumda. Dış avlusunda tıpkı istanbul eminönünde olduğu gibi onlarca güvercine ev sahipliği yapmakta ayrıca. Uzun zaman önce keşfettiğim ve zaman buldukça gitmeyi ihmal etmediğim çok sessiz ve insana huzur veren bir yer durumunda ulu cami ve civarı.
Güvercinler ulu caminin kubbelerinide kendilerine mesken edinmiş durumdalar. Birlikte yaşamayı beceren şu güvercinleri gördükten sonra iç içe olupta birbirine tahammül edemeyen insanları gördükçe hayranlık duymaya başladım şu güvercin cenahına birkez daha.
Bilmem birgün bir araya gelmeyi başabilecekmiyiz seninle ben ? Aklımızdaki olasılıkları ve tabuları yıkıp bizlere uzanan el'e, elimizi uzatabilecekmiyiz? Kulağımıza fısıldanan kelimeleri dinleme zahmetine girecekmiyiz... veyahut anlamaya çalışacakmıyız. Zaten herşey anlamaya başlamakla bir adım atmakla başlayacak sanırım.
Ne oldu lan yine sanamı geldim?.

Kapat kapat daha ileriye gitme...

09 Ekim 2008 Perşembe

Gölgen Gibi


"Gözünden damlayamayan gözyaşın olayım" sözü ile devam eden bir ayrılık bir hüzün şarkısıdır Esmerayın "unutma beni" parçası. Sanki yazıların son zamanlardaki konuları hep bir parça üzerinden oluyormuş gibi. Standartını bozmuyorum heralde bu duygunun yaşanış biçimini.. Seversin, kavuşamazsın kendini şarkılarda, ıssız kuytu yanlız köşelerde ararsın... Değişmeyen kural gibi. "Unutmaya çalışırken unutama beni" diye geçiyor kulaklarımdan şimdi.. Kaybetmenin sonu yokmuş onu gördüm dün. Her kaybediş yeni bir umut kapısı sonra bunu idrak ettim. Devamlı kaybediyor ve yeniden başlıyorum... "Gölgen gibi adım adım" diyor rahmetli şimdi.
Uzun zamandır kuytu köşelerden göz uçlarıyla izliyorum... Göz göze gelmeden seninle gizli gizli seni seyretmek ne demek bilirmisin? neyse. "Bitmek bilmeyen kapkaranlık geceler boyunca" diyen sesin içinde yatılı aslında nedeni. Önüne geçilemeyen istekler ve huzursuz edici uzaklık. Seni bana yakın eden nedenleri şurda saymaya kalksam satırlar yeterli kalırmı acaba. "Boğazına düğümlenen hıçkırık olayım" boğazıma düğümlenen her sözcükte akıla düşen oluyorsun.
Anlamıyorum aslında bukadar uzun zaman geçti. Neden bukadar diretiyorum. Kabullendiremiyorum birtürlü kendime. Ütopik gelebilir sana ama bazı zamanlar oluyor sanki yanımdaymışsın gibi düşünüyorum seni. Uzakta olsan düşünce ve sevgi mesafe tanımıyor. İşte seslenmeden duymasını bilen yürek... görmeden sevmesinide biliyor. Bazen abartlıda olsa.
Kaybetmek demiştim az önce. Sana karşı kaybetmekten korkmuyorum sende biliyorsun.Ve aslında sana karşı kaybetmekten değil pes etmekten korkuyorum. Kaybetmek bana artık acı vermiyor ama pes etmek benden çok şey alıp götürecek. En başındada sen olacaksın gidenlerden. "Ayrılığın acısını kalbimde duyunca" dedi ses ve bende bittim.
Ben kaybetmeye devam ediyorum... şimdilik pes etme gibide bir niyetim yok.
Ama sende, "ben nasılki unutmadım seni sende unutama beni".
Umut Feat. Esmeray

30 Eylül 2008 Salı

Hoşçakal Reis



galatasaray'lıların abisi. hatta yaşı aynı olanların bile çoğunun sanki öz abisi.
tribunde bir köprüydü alpaslan abi. zengin ile fakir arasında, liseli ile lisesiz arasında, anadolu ile istanbul arasında, iyi ile kötü arasında, okumuş ile cahil arasında, kapalı ile açık arasında, taraftar ile yönetim arasında, sarı ile kırmızı arasında. galatasaray köprüsüydü adı. ben onu ne zaman görsem ya birinin sorununu dinliyor olurdu, ya birine yardım ediyor ya da haytalık yapanlara "akıllı olsanıza" diye laf yetiştiriyordu. senelerce ali sami yen'in eşi fahriye yen bakım yurdunda yaşarken bizi her hafta rutine baglatıp ziyaretine götüren de oydu, metin oktay'ı taraftarlarca ziyarete gidelim yalnız bırakmayalım diye çığır açıp gelenekselleştiren de oydu, ultraslanı üniversitelere taşıyıp dev bir organizasyon kuran da oydu, bizi galatasaraylı herşey müptela eden de oydu ve en çok da binlerce dostluğa sevgiye arkadaşlığa sebep olan oydu. tribünde yanyana oturan zıt kutupların birbirlerine "o da galatasaraylı! o da benden" diye bakmasında kilometre taşıydı. kadirşinas, vefakar, cefakar. bu sıfatlar her ölenin arkasından soylenir. belki sırf o yüzden çok anlamlı görünmeyecek burada; ama o sıfatların hepsi onda çokca vardı. sabaha kadar yazsak eksik kalacak. faydası da olmyacak. belki birgün biri bakar alpaslan dikmen kimdi diye. biz de tarihe not düşmüş olalım dedik. yeri bence doldurulmaz evet çünkü köprü olmak sadece ona has bir özellikti. bir gün başkası kurarsa o köprüyü o zaman rahat uyuyacak eminim.

Alıntı.

Abiye ithafen klip

GERİ DÖNÜLMEZ YERDESİN

Dostum öldü dün topraga indirdim,
Kendim gömdüm anlatmasi bir hayli zor
Acisi sönmeyen bir kor yanar bu kalpte sonunda sende çekip Gittin hee!!
Yarim kalan hayallerinle mahkûm ettin maziye biz ayni Yerdeyiz yine
Sense bizsiz simdi nerde kapali
Gözlerinle terk ettigin evin ailen kederde
Bense dertle suskunum ve saskin halde beklide yalandir Diye umutluyum
Kizginim birazda sana onca yilin hatrina vedasiz Ayrilmakmi reva
Kalkip baksana arkadaslarin kabir basinda
Helal olsun varsa hakkim bir degil de bin defa
Kırk üç yasinda umutlara zamansiz elveda
Sararmisti yüzün dönüp baktigimda son defa
Acelemizmi vardi sanki gömdük tam bir dakikada
Kaçacak miydin ki dostum çaktik dokuz tane tahta
Vefasiz olma arada bir misafir ol rüyama
Eskilerden lafla varsin senden olsun her bir tafra
Bir yani bos ve tadida yok sensiz kurdugumuz sofra
Rabba isyan degil bu mektup yazdim ben bi dosta
Arada gözlerim dolar gülüsünü hatirladikça dostum elveda

Sende terk edipte gitme görürsen aglarken üzülme
Biryani mezara gömdük senle çok severmisiz megerse
Sen yasarsin bu kalpte artik geriye dönmesende
Dün yanimda bugün nerde adina dünya denen ***
Çekti yüzüne perde iste burasi böyle sahte
Bir gün güldürürse elbet aglatir bir günde yüzün hüzünlü Son resimde

Kabrinde kar var gözümde yas içimde yanar ates
Gömüp döndük seni ve sen soguktan üsümedin mi kardes
Hayatta sirt dönenlerin simdi alayi es
Bes kurusluk maskelerinin ardi maskeden beles ve
Rast gelirsen sen yüzles utanmadan kisner kalles
Birkaç gebes duayi kesip yolda dedikoduyla pes
Yarami desme der sorunca hazir gözlerinde yas
Üzülme sen dostlarin var özleyip içten seven
İsminin telaffuzunda kâh gülüp hüzünlenen
Yakismamis son elbisen büyük sanki iki beden
Beni avuntu söyleten dört bayram sensiz geçen ve yok nesem
Son nefeste yüzünü dahi görmeden ansizin çekip giden Bedende
Sen yoktun neden eceldi dostu gömdüren ölümdü kefeni Giydiren
Geri dönülmez diyarlarda tek bi basina senmisin ?
Biz hasretinle kahrolurken sende bizi özlermisin biyerden
İzlediysen sayet aglayip gülermisin saka yapipta assam Siniri
Sirt dönüp gidermisin dün neseyken ortaminda bugün bize Kedermisin
Saysam bütün dertlerimi bikmadan dinlermisin
Elalemin kalemi düzgün bizimkisi kadermisin

Sende terk edipte gitme görürsen aglarken üzülme
Biryani mezara gömdük senle çok severmisiz megerse
Sen yasarsin bu kalpte artik geriye dönmesende
Dün yanimda bugün nerde adina dünya denen ***
Çekti yüzüne perde iste burasi böyle sahte
Bir gün güldürürse elbet aglatir bir günde yüzün hüzünlü son resimde

22 Eylül 2008 Pazartesi

47 Gün var

22.09.2008 şu tarih itibari ile 47 gün var.
Üzerinde bulunduğumuz gezegenin çevresinde dolanmakta olduğu yıldıza gore aldigi pozisyonun tekrar aynı konumuna girme durumuna yaklaştığım, aklımdan hiç çıkmayan büyük bir beyin tümörü gibi gün güne büyüyen düşüncenin varolmasının başlangıç gününe 47 gün kaldı.
Sensiz bir çay bahçesine gidip sessiz bir şekilde geçireceğim bir gün olacak heralde.. Tarihi iyice etüd ettim o güne dair hiçbir program yapmamaya karar verdim. Hafta sonuna gelecek olmasıda bir işle uğraşmayacak olmam demek oluyor ve kendi kendime varolduğunu birkez daha düşünecek olmam... beni sana biraz daha yakınlaştırırken zaman biraz daha uzaklaştırmış olacak.


"düşünce ve sevgi asla mesafe tanımaz,
seslenmeden duymasını bilen yürekler,
görmeden sevmesini de bilirler..."

18 Eylül 2008 Perşembe

Yanmak Vakti

Biliyorum uzun zamandır fotoğraf eklemiyor sallamıyordum bu sayfaları. Biraz sıkıntı birazda üşengeçlik artık adını ne koyarsanız o ruh hali üzerimdeydi ve hiçbirşey eklemek istemiyordum.
Fotoğraf arşivim günden güne büyümeye devam ede dursun bazı karelerde düşündüğüm kompozisyonu uygularken çok zevk aldığımı söyleyebilirim. Mesala bu kare yi çekmeden önce Mehmet AKAR ın Yanmak Vakti adlı kitabından esinlenmiştim. Kitabı okuyanlarınız vardır mutlaka. Yoksa bile Okumanızı tavsiye ederim kendiniz bulacağınız belkide kendinizde kaybettiklerinizi bulacağınız bir çok şey var kitapta.. Okumaktan hoşlanmayanlar içinde bir not düşeyimki öyle 600/700 sayfalık bir kitap değil ufak bir azimle 2 günde rahatça bitirebileceğiniz bir kitap.. Kitaptan ufak bir hikayeyi BURDAN okuyabilirsiniz...
Gelelim fotoğrafa çekim anında kurgulandı aslında fotoğrafı çekmek. Denklanşöre şuursuza bastığım ve iki ufak kızın absürt pozları arasında kaybolan zamanın içinde elektiriklerin kesilmesinden sonra ortalığı kaplayan karanlığı aydınlatan mum ışığa gözümün takılmasından sonra aklıma birden ve neden olduğunu anlamadığım bir şekilde Yanmak Vakti geldi. Çok sevdiğimden ötürü yanan herşey bana bu kitabı anımsatır son zamanlarda.
Mumu elime aldıktan sonra nasıl istiyorsan öyle poz ver dediğim kızlardan biri bana aklımdakinide geçen pozlar vermeye başladı kurguma en büyük katkıyı yapıyordu..
tek elle çekmek zorunda kaldığımdan ufak bir netlik kaybı yaşasamda istediğim kareyi elde ettim. Tek olmuyormuş çift olmak tek olmaktan herzaman daha iyi geliyor bana. Bunu fotoğrafı tek elimle çekerken daha iyi anladım. Nasılki görmek için iki göz duymak için iki kulak gerekliyse hayatın en önemli unsurları için herzaman çift olmak iki kişi olmak gerekiyor diye düşünüyorum..

02 Eylül 2008 Salı

Nerden Biliyorsun ?

"bilinçli bir anınız yok" dedi nietzsche. "ama anılarımızın çoğu bilinçaltında varlığını sürdürür."
"yaşarken yaşayın !" Son okuduğum kitabın özü sözü bir olan tarafı bu kurduğum cümle.. Son cümlelere hapsederken seni uzak yerlerde belkide son darbeyi vurdun kendince.. Aslında çoktan kapanmış bir defterin son sayfasına noktadan sonra eklenmiş dip not yazısı gibi yapılmış bir şeydi senin davranışın. Dip not'u düşerken yazının geri kalanını okumadan düştüğün bir not olmuş. Uzun yazılar yazmıştım .. fakat sen sadece göz gezdirerek yetinmiş. kendince bir son belirlemiştin.. Nedense her seferinde ince detayları düşünmesi gereken kişi ben oluyordum ve ona göre davranıyordum. Üzme korkusumu yoksa başka birşeymiydi bilemiyorum ama en ince detayları düşünmesi gereken kişi hep ben olmuştum. Belkide bu benim istediğim birşeydi haklı olduğun ve davranışlarını buna göre belirlemediğin haklıda olduğun birşeydi bu.. çünki bir suçun yoktu bu düşüncemde. Kendime takıldığım veya kızdığım yer ... Bukadar detaycı düşünürken bir çırpıda dip not olabilmek ve özellikle senin yanında dip not olmak yapılanların hepsini yersiz gösteriyor bana. Şimdi işin birde düşünce ve icraat kısmı var. Seni pek bağlamayan belkide hiç aklına gelmeyen birşey. Adı üzerinde ya "Nerden Bileceksin" evet bilemezsin belkide birşeyin süreklediği yerde zaman, zaman ara, ara sana çevrilmiş bir çift göz oluyor. Uzun, uzun sana bakıyor garip, garip düşüncelere dalıyor sonra gerçek yaşantısına geri dönüyor. Hayata verdiği molalar olarak devam ediyor bu yaşantısı. Seni görüyor ve hayattan fişini çekiyor o anlık. Olmak istediği yerde oluyor görmek istediğini görüyor sonra arkasını dönüp gidiyor. Kendi kendime sana dair yazdığım satırlardı bunlar... bitirişide başlangıç gibi yapayım....
'yinede en çok çiy damlası en sessiz gecede düşer biliyorum'